zuhal.toprak.sitemynet.com
Türkiye

Demokrasi
çaresizlikler
çevre
Oyunlar
Dilimiz
Görüşler
suçlamalar
skandallar
Dolandırıcılık
cinnetler
Tecavüzler
Yozlaştırma
Perde
Onlar
siteler
Tünel

Onlar



Onların yaptıkları

bluebar.gif

Sayın Cem Özdemir,

Biliyorum şimdi çok önemli konular tartışıyorsunuz ama bir Avrupa Parlementosu Milletvekili olarak şu meşhur "Ortak Pazar"a yakında üye olacak bir ülkedeki "Pazar"la ilgili olarak bir arkadaşın mektubunu size yolluyorum. Biliyorsunuzdur bu bir münferit olay değil. Izin mevsiminin başlamasıyla Türkiye`ye arabasıyla giden vatandaşlardan da bu tür olayları sık sık duyuyoruz. Brükselde bu konuya eğilmenizi bekler, işlerinizde başarılar dilerim.

Osman Apaydın
AWO-Duisburg e.V.
04.04.2005

Sevgili Arkadaşlar,

Sizlerle,halen içinde yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum. Şu an Sofya'dayım.Elli yıllık hayatımın en zor üçüncü gününde. Dyo marka oto tamir boyalarının Bağımsız Devletler Topluluğu (eski sovyetler birliği) ve İran satıcısıyım. İki ay önceleri ilaveten
Bulgaristan satıcılığı bana devredildi. Çok mutlu oldum. Neden mi?
Türkiye ye yakın olması avantajı. İki yıl sonra kesin olarak AB üyesi olacak olması.
Hayatın ucuz olması.
Boya sanayinin olmaması,ithalatın önemli olması.
Çoğaltılabilecek birsürü nedenle bu ülkeye distribütörlük vermek yerine kendi şirketimi oluşturarak çalışmak istedim. Bu nedenle
numuneler ve tanıtım malzemelerimi yüklenerek arabamla yola koyuldum. Ver elini Sofya...

İki ay önceleri yine kısa bir Bulgaristan seyhatim daha olmuştu. Arkadaşlarım ve onların arabalarıyla. Oto hırsızlığından bahsedilmiş ve dikkatli davranılmıştı.
Geceleri güvenli yerler gibi.... Gündüz elinizden zorla alacak değiller ya!..
Dağ başı mı burası? AB ye ne kaldı!...
Hırsızlığı biliyorduk ama işin vahametinin boyutları konusunda kimse uyarmadı beni.

Aracınızla yurdışı seyhat için önce TURİNG den triptik (araba pasaportu) alırsınız. Sorarlar;
- Seyhat nereye?
- Bulgaristan.
- Güle güle, iyi yolculuklar.
Onlar bilirler ki Bulgaristan vahim derecede güvensiz ama uyarmazlar.
Triptiğin içine küçük bir sayfa "uyarılar" (imzasızda olsa) koymak ya akıllarına gelmez ya da umurlarında olmaz. Niçin
uyarılmadığınızı soramazsınız bile...
- Aman kardeşim bilmiyormuydun sanki. Derler. Her şeyi bilmek gerekirya!... Oysa USA, AB, UK vatandaşlarının seyahat edeceği ülkede hastalık varsa, onu bile uyarırlar.
24.03.2005 perşembe tercümanımla birlikte,Sofya girişinde,Uluslararası Fuar Sahasına bitişik Expo otele yerleştik. Bu oteli tercih etmemizin asıl nedeni,temiz, büyük ve güvenli görüntüsü idi. Otelin ana giriş kapısından girilen otoparkın çevresi yüksek duvarlarla çevrili ve başka bir giriş-çıkışı yoktu. Yinede her şeye rağmen resepsiyona sorduk.

- Otopark güvenliği nedir?
- Merak etmeyin. Güvenlidir.

Oysa, bu otoparkdan sadece iki gün önce araba çalınmış ve ayrıca otelin kapalı otoparkıda varmış. Gerçi hırsızlarımız isterse kapalı- açık, güvenlikli ya da orduyla korunan farketmiyormuş. Sınırdan takibe başlıyor ve sipariş üzerine çalıyorlarmış.Daha doğrusu gaspediyorlarmış. Güvenliği, güvenilemeyecek
pardon tanınamayacak hale getirmeyi herhalde alalade hırsızlıkla izah etmek doğru olmaz. İşte bizlerin uyarılmadığı nokta. Hırsızlık değil dağbaşı muhabbeti var. Hemde AB ye iki kala!.... Aynı olaylar bu vahametiyle bizde olsa, hiçbir zaman giremeyeceğimiz AB nin şu anki rüzgarına dahi yirmiiki sene muhtaç kalırdık.

26.03.2005 cumartesi sabahı saat 7 30 penceremden şöyle bir Sofya'ya bakdıktan sonra gözlerim 8. kattan hemen aşağıdaki otoparka kaydı. Arabam yerinde yokdu. Gözlerime inanamadım. Anahtarımı kontrol ettim. Gözlerimi oğuşturdum. Rüyada olma altarnatifini yok etmek için etimi burdum. Nafile!...
Hemen tercumanımı uyandırıp aşağıya koştum. Araba yok... Yerinde, benim arabadan atıldığından emin olduğum iki pil ve bir mendil var. Otelin kapısında bir genç,
resepsiyonda bir kız. Allah bilir gece onlar da yoktu. Anahtarsız çalıştırılamayan alarmı kurulu bu araba,tek çıkışı otelin ana kapısı olan,bu otoparkdan uçtu... Hemen polise koşturduk. İnsanın içini ürperten,sorgu odasına benzeyen bir bekleme salonunda tutanak tutuldu. Tercumanım olayları kiril alfabesi ile, bulgarca,güya benim ağzımdan yazdı. Çünki,polis habire müdahele ediyor ve pekçok şeyin yazılmasını engelliyordu. Olay yeri keşfi,atılan malzemelerden parmak izi alınması, otel personelinin bilgi ve görgüsüne başvurulması taleplerimiz sonuçsuz kaldığı gibi,tutanağın nüshasını bize vermedi.
Son bir gayret polisin adını sordum. Cevap ilginçti. "Bugün burda kimin çalıştığını
bilgisayardan bulurlar." Biz arabamı çaldık yoksa çaldırdık mı? Anlayana aşkolsun. Zaten karakolun yüzünü görünce davadan vazgeçesiniz geliyor. Cumartesi ve ertesi gün pazar olması daha fazla birşey yapamamayı getiriyor.
Dostlarımızı arayıp,durumu
paylaşmak,varsa,Bulgaristandaki tanıdıklarını
arayarak arabanın bulunmasını sağlamalarını talep ederek vede Sofya sokaklarını
ezberleyerek,insanlarından fayda
göremeyince,hayvanat bahçesini turlayarak,
sinir ve sitres içerisinde bu iki günü geçirebildik. Çok şükür! Nede çok çevrem varmış. Bulgarların orgenerallerine kadar pek çok üst düzey olayın peşine düştüler. Bu arada Büyük Elçiliğimize uğrayıp bilgi verdim. Yardım talep ettim. Çok igilendiler. İçişleri bakanlığının dikkatini çekmek üzere özel bir yazı yazdılar. Çok önceleri Bakü de de Büyük elçilik ilgisinden çok mutlu olmuştum. Elçiliğin güler yüzlü dost çalışanlarına ve Büyük Elçi Haydar Berk beye teşekkürler.

Bulgar Devleti üst düzeyi dostlarımızdan aldığımız yanıtlar dehşete düşürdü.

- Bekleyin sizi arar ve arabanızı 15-25 bin dolara size satarlar.
- Parayı ödeyince,arabanın geriye gelme garantisi %50.
- Araba gelse bile,ağır hasarlı olabilir.Para eden bölümlerini satmışlardır.
- Arabayı,Bulgaristan'a ithal etmiş göründüğün için,Türkiye'ye dönerken gümrük ödemek zorundasın. Ödemeden
çıkarsan,Bulgaristan'a bir daha giremezsin. Araba (kazara) bulunsa almaya gelemiyeceksin.
- Polis işin içinde.Devlet aciz.İki büyük mafya var.

Yukardaki cümleler Bulgar Devlet Büyüklerine ait. Üç günden beri bu tarz cümlelerle yatıp kalkıyoruz. Bizim ülkemiz bunların yanında zemzem suyu ile yıkanmış. Bunlar AB ye girecekler!... Biz hiç bir zaman alınmayacağız.
Çoğu vatandaşımız ve Türkiye Cumhuriyetini yönetenler bu çifte standardı biliyor ama!...
Bugün Türkiye ye dönmeyi planlıyorum. Burada geçirdiğim her saniye işkence geliyor. Olayı işiten herkes mafya ile size aracı olmaya kalkıyor. Onlar zaten şu an dahi izliyormuş v.s.

Park sorumluluğu ve polis gelmeden delilleri yok etmesi nedeniyle oteli, olayla hiç ilgilenmemesi nedeniyle polisi ve bağlı bulunduğu Bakanlığı dava etmek ve işi Avrupa mahkemelerine kadar taşımak istiyorum. Avukat arayışım malesef fiyasko. Edindiğim bilgilere göre bir daha dolandırılırım. Bu nedenle, Bulgaristan da avukat (dürüst,ilkeli,işini bilen) tanıdığı olan arkadaşlardan yardım istiyorum. Türkiyeden bir hukuk bürosu aracılığı ile dava yürütülebilir mi? Bilmiyorum!....
Lütfen bu bilgileri sizlerde arkadaşlarınız ile paylaşınız. Tanıdığınız yazar ve gazetecilere AB ilgililerine gönderiniz. Özellikle yurtdışında yaşayan dostlarımın
tercüme ederek, Gazeteci,Yazar ve AB ilgililerine, sivil toplum örgütlerine insan hakları derneklerine göndermelerini rica ediyorum.
Selam ve sevgilerimle

Oğuz BAŞ

0090.532.2167171

CEM ÖZDEMIR

PKK ve diğerleri Karadeniz'de ne yapıyor?

ÜMİT ÖZDAĞ

Genelkurmay Başkanlığı'nın "2004 Terör Değerlendirme Raporu" PKK faaliyetleri ile ilgili kapsamlı bilgi veriyor. Raporda yer alan ifadeler göre iki PKK'lı grup Tokat ve Sivas üzerinden Giresun ve Gümüşhane'ye sızdılar. Bu terörist grupların her iki ilin kırsal kesimlerinde olduğu kent merkezlerinde de işbirlikçi unsurları ile terörist faaliyetlerde bulunuyorlar.

Nitekim kısa bir süre önce PKK Gümüşhane il merkezinde otobüs terminalindeki polis noktasına saldırı düzenliyor. Ancak bunun şehir merkezindeki hayatı çok etkilemediği anlaşılıyor ki, bu olaydan bir hafta sonra Gümüşhane Stadyumu'nda Vali Bey'in de katılımı ile bir festival düzenleniyor. Festival devam ederken Gümüşhane'nin Torul Askerlik Şubesi, PKK tarafından basılıyor. Bir askerimiz şehit ediliyor.

Gümüşhane valisi bir açıklama yaparak 'Gündüz dağlarda barınan terör örgütü mensupları, gece şehre gelerek eylem yapıyorlar. Takviye güvenlik güçleriyle bölgede geniş çaplı operasyonlar sürüyor' diyor. Dağlarında terörist gezen bir kent festival yaparak hayatın normal akışı içinde olduğunu ortaya koymalıdır. Ancak o kentin mülki idarecilerinin, jandarmalarının, polislerinin festivallerde dolaşmaya hakkı yoktur. Onların yeri bütün bir il kentseli ile kırsalı ile teröristlerden tamamen arındırılıncaya kadar dağlar olmalıdır. Çünkü, o iller bu insanların milli namusuna emanet edilmiştir.

Meselenin bu boyutunu ortaya koyduktan sonra gelelim PKK'nın ve diğerlerinin Karadeniz'de ne yaptığına. Terör çetesinin 1990'larda Karadeniz'e çıkmak istemesinin arkasında örgüt yayınlarında kullanılan ifadeye göre "Türklüğün Karadeniz'in etnik zenginliği üzerine çektiği Türklük betonunu parçalayarak altındaki etnik zenginliği ortaya çıkarmaktı." İlk kez 1993 yılında "Kuzeye İlerleyiş" adı altında başlatılmaya çalışılan Karadeniz'e PKK sızıntısı gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bingöl, Muş, Bulanık, Malazgirt, Elazığ/Karakoçan, Erzurum/Aşkale, Horasan, Ağrı/Tutak, Patnos, Eleşkirt, Erzincan/Tercan, Bayburt, Trabzon ve Rize'yi içine alan "Erzurum Bölgesi" oluşturuldu.

1994'te Karadeniz bölgesine gerçekleştirilmeye çalışılan PKK saldırıları bölgedeki güvenlik güçleri tarafından baskı altına alında ve teröristler Karadeniz bölgesini terk ettiler. 1995'te PKK, Karadeniz bölgesinde DHKP-C ile bir ortaklık oluşturdu. Ancak 1995 senesinde de PKK Karadeniz bölgesinde etkili bir eylem geliştiremedi. 1996 senesinde örgüt Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde "Savaşın Türkiyelileştirilmesi" adı altında yeni bir safha geliştirmek istedi. 1997 senesinde de PKK, Karadeniz bölgesinde ağır darbeler aldı.

PKK'nın yeniden Karadeniz bölgesinde göründüğü bu günlerde, Karadeniz bölgesinde faaliyet gösteren diğerleri üzerinde de durmak gerekiyor. Kim bu diğerleri? Diğerleri istihbarat servisleri ve misyonerler. Tutuklanan istihbaratçılar serbest bırakılıyor. Misyonerler, İncil dağıtmaya devam ediyor. Bu faaliyetlerin temel amacı Karadeniz bölgesinde Pontusculuk faaliyetlerini geliştirmek. Bu amacında 1994'te PKK'nın açıkladığı hedeflerle uyum içinde.

Ne yazık ki bazı saf aydınlarımızda bilmeden de olsa bu hedeflere hizmet edebiliyor ve Trabzon'un fethedilmesinden sonra kentin yarısının Müslüman olduğunu ileri sürerek, bugün Karadeniz'de görülen Türk milliyetçiliğinin ve sağlıklı İslami duruşun temelinde bu İslamlaşma sürecinin derin tepkilerinin olduğunu ileri sürüyorlar. Bu "tezlere" kaynak olarak ise yabancı istihbarat servisleri ile ilişkili isimler gösteriliyor.

Oysa konu ile ilgili çalışan "Türk bilim adamlarının bilimsel araştırmalarına hiç ilgi gösterilmiyor." Bu konuda Dr. Hanefi Aktaş'ın 15 ve 16. yüzyılda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat başlıklı çalışması istihbarat servislerinin yıkıcı faaliyetlerine iyi bir cevap oluşturuyor. Kendi tarihini Amerikalılardan değil de yerli kaynaklardan öğrenmek isteyen Türk aydınlarına önerilir.