zuhal.toprak.sitemynet.com
Türkiye

Demokrasi
çaresizlikler
çevre
Oyunlar
Dilimiz
Görüşler
suçlamalar
skandallar
Dolandırıcılık
cinnetler
Tecavüzler
Yozlaştırma
Perde
Onlar
siteler
Tünel

Demokrasi


AKP'de toplu istifa

° Baykal: Türkiye'yi Talabani yönetiyor

ERBAKAN'ın sert uyarısı : AKP şuursuz, bilgisiz,  tecrübesiz, vizyonsuz


Neler oluyor?

° Sınıfta öğretmene darp

° Lise öğrencisi bıçaklandı

° Lise öğrencisi öldürüldü

° Batman'da bir lise öğrencisi öldürüldü

° İşitme engelliler okulunda öğrenciye tecavüz

° Hatay'ın İskenderun ilçesinde bir öğretmenin, öğrencisini kaçırdığı iddia edildi.

° Kanserojen tarım ilaçları

° Kanserin en önemli risk faktörleri

Demokrasilerde
çareler
tükenmez?

milletvekili yemini

ANDİÇME

Milletvekilleri görevlerine başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:

"Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim."

Zuhal Toprak sunuyor

Türk Bayrağı

Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Mustafa Kemal Atatürk

Kaşınızı çatsanız...

Necdet Sevinç

Necdet SEVİNÇ

PKK'nın Kerkük semâlarında bayrak dalgalandırmakla aslında Türkiye Cumhuriyeti'ne meydan okuduğunu idrak edemiyorsanız bu ülkeyi yönetemezsiniz!
İdrak ettiğimiz hâlde bayrağın asıldığı binayı o gün, o gece, o saatta berhava edemiyorsanız da yönetemezsiniz Türkiye'yi!
Sivilseniz de yönetemezsiniz, askerseniz de!
Bunun aksi vârit olsaydı, şehit cenazelerinin kaldırıldığı câmi avlularında karılar gibi ağlayıp, yetkisizlikten şikâyet etmezdiniz. Kutsal Türk çocuklarının hayatta kalmaları için ihtiyaç duyulan kanunların çıkarılmasını isterdiniz Meclis'den!
Sakın hiç kimse bana Meclis'in kutsiyetinden, millî iradeye müdahale edilemeyeceğinden, kuvvetler ayrılığı prensibinden falan bahsetmişsin.
Bu Meclis'e müdahale etmeyen mi kaldı ki?
İMF'nin ve Avrupa Birliği'nin dayatmalarını; tasarı metinlerini dahi görmeden, gece - gündüz çalışarak kanunlaştırır da benim taleplerimi millî iradeye müdahale gerekçesiyle geri mi çevirir bu Meclis?
Mümkün mü bu?
Kaşınızı çatsanız dağları devirirsiniz be!
İşte beş evlâdımız daha şehit edildi. Kuzey Irak'dan geldiler, roketlerle Şemdinli Jandarma Karakolu'na saldırdılar ve inlerine döndüler.
Abdullah Gül, herhâlde iki yıldan beri yaptığı gibi; bu olaydan sonra gene eşkiyayı amerikalılara şikâyet edecek, onlar da "git Irak'lı yetkililerle görüş" diyeceklerdir.
Ya o na'pacaktır?
O da bize dönüp amerikalıların hassasiyetimizi paylaştığından ve meselenin Irak'lı yetkililerle görüşüldüğünden bahsedecektir.
Söyler misiniz lütfen, Irak'taki bütün yetkililer birer Amerikan kuklası değil mi?
Artık Amerika'nın Türkiye'yi oyaladığını anlamamak için aptal olmak gerekir, aptal!
Bu amerikalılar, Bağdat ve Kerkük'te bayrak dalgalandıran otuz kadar PKK bürosu sorulduğunda "o bürolar Demokratik Çözüm Partisi'ne aittir" demişlerdi.
Bu partiyi kim kurmuştur?
-PKK
Üstelik PKK'nın bürosu Bağdat'taki amerikan karargâhına sadece bir kaç adım mesafededir.
Demek ki no'luyor?
-Demek ki amerikalılar Abdullah Gül''ü ve bilumum Abdullah'ları, Abdullah Gül ve bilumum Abdullah'lar da bizi uyutuyor.
Fakat kutsal Türk çocukları da kutsal Türk Devleti de Abdullah'lara emanet edilmedi. Türk milli varlığı Türk Ordusu'na emanettir.
PKK eşkiyanın heykelini dikti beyler, Allah aşkına mevzuatın esiri olmayın, yoksa bizi esir düşüreceksiniz.

Yeniçağ Gazetesi

ABD ATATÜRK'E NİÇİN KARŞI?

AHMET TANER KIŞLALI  - ABD ATATÜRK'E NİÇİN KARŞI?

AHMET TANER KIŞLALI

Önceki yazımda bazı somut bilgiler vardı.
ABD'li bazı "servis"lerin, Türkiye'ye yönelik çabaları ile ilgili bilgilerdi bunlar. Atatürk'ü ve Kemalizm'i yıkmak için gösterilen çabalar yanyana geldiğinde, ortaya yadsınamayacak bir tablo çıkıyordu. Ama bu tabloya eklenecek, birkaç fırça darbesi daha kalmıştı.

Varan bir:
"CIA İstasyon Şefi" Paul Henze, 1993 yılında bir rapor hazırlıyor; ama "yeni dünya düzeni" ile birlikte gerekliliği de kalmamıştır. "Klasik Atatürkçülük" ölmüştür... Aydınların imam hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen köktendincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir...
Atatürk'e "deccal" diyen Said - i Nursi ve Nurcular ilericidir... Nakşibendiler geriye dönük değillerdir; Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile bağlantıyı sağlayabilirler...
Varan iki:
Samuel Huntington gibi "bazı" ABD'li yazarlar, Kemalizme karşı "ılımlı İslam"a sahip çıkıyorlar. Türkiye'nin batı ile bütünleşmesini istemiyorlar. Türkiye'nin "yeni dünya düzeni" içindeki yerinin "ılımlı İslam" olması gerektiğini düşünüyorlar. Batının çıkarının bunu gerektirdiğini savunuyorlar...
Varan üç:
CIA Türkiye ve Ortadoğu masa şeflerinden Graham Fuller de, üç yıl önce bir Türkiye raporu hazırlıyor... Ve özellikle "Kürt sorunu"na elatıyor:
Irak'ın "üniter" yapısını koruması ABD çıkarlarına uygun değildir. Türkiye Kürtlere özerklik verirse, Kuzey Irak'taki Kürtlerle bir bütünleşme gerçekleşebilir. En kötü şey, Türkiye'nin Irak'a yakınlaşmasıdır.

Şimdi gelelim sorunun yanıtına: ABD "servis"leri Atatürk'e niçin düşman?
Bunun dört temel nedeni var.
Birincisi...
Laik - demokratik Kemalist model, "ihraç" etmeye elverişli değildir. Türkiye'nin toplumsal kültürel altyapısına sahip bulunmayan İslam ülkeleri bu modeli uygulayamazlar. "Ilımlı İslam" ile bütünleşmiş, yarı çağdaş bir Türkiye, ABD çıkarlarına daha uygundur!
Üstelik, petrol zengini Ortadoğu ülkelerindeki çağdışı rejimlerin varlığını koruması açısından, Kemalist model tehlikeli bir örnektir. Bu rejimlerin varlığı, Amerikan çıkarlarının güvencesindedir!
İkincisi...
Kemalizmin temelinde ulusal birlik ve tam bağımsızlık ilkeleri vardır. Bu ise, ABD'nin ve genel olarak batının çıkarlarına terstir. Türkiye ne yıkılmalı, ama ne de bağımsız hareket edebilecek kadar güçlenmelidir. Türkiye Ortadoğuda büyük bir güç olmamalıdır!
Üçüncüsü...
Türkiye'nin Kürtlere özerklik vermesi giderek federasyonu peşinden getirir. Bir adım sonrası ise, komşu devletlerin de parçalanması ile, "bağımsız" bir Kürt devletinin oluşturulmasıdır. Her zaman ABD'ye muhtaç böyle bir devlet... Amerikan çıkarları için en iyi çözümdür. Ama bu formülün uygulanabilmesi için ilk koşul, Türkiye'de Atatürk'ün ve ilkelerinin yıkılmasıdır!
Dördüncüsü...
Yeni dünya düzeninde, uluslararası sermayenin karşısında kalan tek engel "ulusal devlet"tir. Türkiye'de Atatürk yıkılmadan ulusal devletin yıkılamayacağı ise bir gerçektir!
1994 Arallığında, Yeni Demokrasi Hareketi kurulurken çıkan bir yazım şöyle noktalanıyordu:
"Özal - 12 Eylül sayesinde - boşaltılmış bir meydanda işe başlamıştı... 'Dört eğilimi' birleştirip, ABD'nin çizdiği yolda kararlılıkla yürüdü. Ama bugün artık ne dünya o günün dünyası, ne de Türkiye o günün Türkiyesi... Özal öldü, yaşasın Boyner!.. Doğru isim, yanlış zaman... Ve tarihi, isimler değil 'zaman'lar belirler!.."
Suç, bir buçuk yılda tükenen Boyner'de değil, "zaman"da!
Ve zamanlar hep Atatürk'ü haklı çıkarıyor!

AHMET TANER KIŞLALI

21 Ekim 1999 sabahı, Ankara'da evinin önünde bombalı bir suikast sonucunda öldürülen Ahmet Taner Kışlalı, 1939'da Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu. Banka memuru Hüseyin Hüsnü ve öğretmen Lütfiye Hanım'ın oğlu, gaeteci-yazar Mehmet Ali Kışlalı'nın küçük kardeşidir. Kilis Kemaliye İlkokulu'ndan (1951) sonra, Kilis Orta Okulu'nu ve Kabataş Erkek Lisesi'ni (1957) bitirdi.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1963'te mezun olmadan önce, o zaman Ankara'da yayımlanan Yeni Gün gazetesinde çalıştı. 1967'de Paris Üniversitesi'nin Anayasa Hukuku ve Siyaset Bilimi Bölümü'nde "Çağdaş Türkiye'de Siyasal Güçler" konusunda doktorasını yaptı. Hacettepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak, akademik yaşama atıldı. Daha sonra SBF'de öğretim üyesi ve 1972'de doçent oldu, 1974-1977 yılları arasında Ankara Üniversitesi SiyasalDavranış Kürsüsü'nde doçent ünvanı ile görev yaptı.

1977'de CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in önerisi üzerine siyasete atıldı ve İzmir Milletvekili olarak parlamentoya girdi. 42.hükümette getirildiği Kültür Bakanlığı'nda (1978-79) kurduğu güçlü bir kadro ile, Milli Eğitim bakanlığı'nca yayımına son verilmiş olan klasik kitaplar dizisini yeniden yayımlattı.

12 Eylül'den sonra üniversiteye döndü. Siyaset bilimi dersleri verdi. 1988'de profesör oldu. AÜ İletişim Fakültesi'nden emekli olduktan sonra da ders vermeyi sürdürdü. Pek çok ünlü gazeteci ve televizyoncunun yetişmesinde büyük katkıda bulundu.

1990'ların başından bu yana, Cumhuriyet gazetesinde "Haftaya Bakış" köşesinde Kemalizmi, laikliği, demokrasiyi, insan haklarını savunan ve eğitime önem veren yazılar yazdı. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) ve ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) gibi Atatürkçü ve çağdaş aydınlıkçı derneklerin üyesi olarak, Anadolu'nun en ücra köşelerine giderek konferanslar verdi. "Terörün, güçsüzlerin başvurduğu bir yöntem olduğu" inancını, dersleri ve yazılarında vurgulayan Kışlalı, 1971'de "TRT Bilimsel başarı Ödülü"nü aldı.

9 Eylül 1995'te geçirdiği trafik kazasında, 28 mayıs 1968'de evlendiği ilk eşi Nilgün Kışlalı öldü, kendisi ağır yaralı kurtuldu. İlk eşinden Dolunay ve Altınay adında iki kız çocuğu olan Kışlalı'nın ikinci eşi Nilüfer Kışlalı'dan da Nilhan Nur adında bir aylık bir kız çocuğu vardı. Kışlalı, Fransızca biliyordu.

yeni safak

En sinsi cinayetler

Tarih boyunca peygamberler, hükümdarlar, devlet adamları, komutanlar farklı yöntemlerle zehirlendi. Günümüzde de iktidar çatışmaları ve güç savaşları nedeniyle zehirli suikastler sık sık devreye giriyor.

Antik çağdan itibaren en sinsi cinayet türü olan zehirle öldürme çoktan polisiye edebiyatın sınırlarını aştı. Geçtiğimiz günlerde Ukrayna muhalefet lideri Viktor Yuşçenko'nun zehirlenme girişiminin ardından, FKÖ Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın da MOSSAD tarafından zehirlenerek öldürüldüğü kuşkularının güçlenmesi 'zehirli suikastler'i bir kez daha gündeme taşıdı. Öte yandan Agatha Christie'nin romanlarındaki zehirler de gerçeğe uygunmuş. İspanyol farmakoloji profesörü olan Alfonso Velasco Martfin 'Polisiye romanlardaki zehirler' isimli bir kitap yazdı. Kitaba göre Agatha Christie'nin zehir uzmanlığı birinci dünya savaşı yıllarındaki hemşireliğinden geliyormuş. Sherlock Holmes, Komiser Maigret ve Hercule Poirot tiplemelerinin araştırdığı zehirlenme vakalarının kusursuz olduğunu savunan yazar, "Arsenik, kürar ve mantar zehirleri vücutta mutlaka iz bırakır. Vücutta iz bırakmayan tek bir zehir var, ama onu da ben söylemem" der.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ve MHP lideri Alparslan Türkeş'in kalp krizine neden olan bir zehirle öldürüldükleri iddiaları ortalığı karıştırdı. Daha önce de Genelkurmay eski Başkanı Org. Doğan Güreş'in PKK sempatizanı askerler tarafından kahvesine zehir konularak öldürülmek istendiği ortaya çıkmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise Endonezya Başkan Yardımcısı Yusuf Kalla'nın çorbasına konan arsenikle zehirlendiği öğrenildi. Benzer iddialar Atatürk için de ortaya atıldı. Atatürk'e otopsi yapılmasına gerek olmadığı şeklindeki heyet raporuna rağmen bu konuda iddialar hep oldu.
......
Türkeş'in kalbi saat gibi çalışıyordu

Eski MHP Erzurum Milletvekili Rıza Müftüoğlu ise "Derin Sayfalarıyla Milliyetçi Hareket" adlı kitabında MHP lideri Alparslan Türkeş'in öldürüldüğünü öne sürer. Müftüoğlu, "Başbuğ'un öldürüldüğü kanaatindeyim. Mart 1997'de Almanya'da gittiği doktorun 'Kalbiniz saat gibi' dediğini bize anlatmıştı. Bu doktor da Başbuğ'un ölümünden 1 yıl sonra, kalp durmasından hayatını kaybetti. Bir gün bana CIA'da çalışan bir Türk'ten bir rapor ulaştı. Bir siyasi partinin liderine gönderilmişti. Raporda hem Başbuğ'un, hem de Özal'ın öldürüldüğü yazıyordu. Potasyum yüklemesi yapılarak, iz bırakmadan ölümler gerçekleştirilebiliyordu" diyor.
.......

50 Yıllık Sırlar Deşifre Oldu

Tümgeneral İlhan Atabaş, merhum Albay Atıf Erçıkan'ın NATO görevi
sırasında başından geçen bir olayı anlattığı mektubunda, ABD'nin iki yüzlü olduğunu deşifre etti

27 Mart 2005 18:04

Erçıkan'ın anlattığına göre, eline yanlışlıkla verilen dosyada ABD, SSCB'nin dağılmasının ardından kurulucak Türk devletlerinin Türkiye ile birleşmesi durumunda batı için büyük bir tehlikenin ortaya çıkacağı belirtiliyor.
Emekli Tümgeneral İlhan Atabaş, 1960'larda Amerika'nın NATO'da müttefiki olan Türkiye'ye dost görünürken diğer taraftan da hasmane bir tutum içerisine girdiğine dikkat çekti. Atabaş Paşa, Emekli Korgeneral Merhum Atıf Erçıkan'ın 1960'ların başında Washington'daki
NATO Askeri Komite karargahında görev yaparken tanık olduğu ve kendisine aktardığı bir anısını gazetelere gönderdiği bir
mektupla kamuoyu ile paylaştı.
.......

İKTİDAR OLMANIN DAYANILMAZ ZAAFİYETİ!!!

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

Ülkemizde iktidar olanlar belli bir süreden sonra halkın gerçek ihtiyaçlarını unutup, kendilerince veya kendilerine birilerince (iç ve dış baskı gruplarınca) önerilen bir öncelikler dizisine göre faaliyetlerine devam etmek istiyorlar. Yani İKTİDAR OLMANIN DAYANILMAZ ZAAFİYETİ'ne yakalanıyorlar.

Bu yüzden birçok ilimizde (seçim kazanmak umudu ile temeli atılan), uçak bekleyen havaalanları, doktor bekleyen hastaneler, sporcu bekleyen spor salonları ve yarım kalmış gereksiz yatırımlar bulunmaktadır. Bunların yapımı için alınmış dış borçlar ödenemediği için ülkemizin başına çok büyük sorunlar çımış, IMF'ye el açmak ve onun güdümünde olmak zorunda kalmışızdır.

Ne yazık ki şimdiki yöneticilerimiz de ortaya koydukları hedeflerle bu zaafiyete yakalanmış durumdalar. Örnek vermek gerekirse;

1 - İstanbulda 2 tane hava alanı varken, 3. nün yapılmak istenmesi. İstanbulun ikinci hava alanı olan Sabiha Gökçen, daha gereği gibi kullanılmazken ve yurtdışı uçuşlara kapalı iken, neden 3. hava alanı düşünülüyor? Üstelik Atatürk hava alanına büyük masraf ve büyük hafriyatla yapılan 2. pist uçuşlara açılamazken. Ayrıca geçen hafta Turist geliş rekoru kırılan (24 saatte 512 uçak indi) Antalya gibi Turizm bölgelerimizde yeni hava alanlarına acil ihtiyaç verken (İsparta hariç, çünkü oradaki hava alanıda uçak bekliyor)

2 - İstanbula 3. köprüyü yapmak. İstanbulun iki yakası arasında otoyla geçişi azaltmak amacıyla yapılacak olan Raylı Tüp geçiş daha bitmemişken ve de bittikten sonra da işlevi sınanmamışken, çevre yolları İstanbulun akciğerleri sayılan Sarıyer ve civarından geçecek şekilde 3. asma köprüyü yapmaya kalkmak,

3 - 3 tane Nükleer santral kurulması. %98'i deprem bölgesi sayılan ülkemizde, hem de 3 tane nükleer santral kurulması için Enerji Bakanlığı tarafından çalışmalara başlanması. Hidroelektrik santralları için ideal sayılan ülkemizde, sahip olunan potansiyelin henüz 1/3'ü kullanılmışken ve de en önemlisi dışa bağımlı olmadan çok ucuza elektrik enerjisi üretmek varken (3 yıldır elektrik üretimi için hidroelektrik santrallerine ağırlık veren yönetim bu sayede, diğer enerji kaynaklarına göre elektriğe daha az zam yapmıştır. Çünkü hidro elektrik santraller birkilowatt saat elektriği 0,2 sentten üretirken, doğalgaz santrallerinde 5,5 ile 9 sent arasında değişecek şekilde üretilmektedir.
16.07.2005
Sabah Gazetesi - Olcay Aydilek

Bunlar gibi bu aşamada yersiz ve gereksiz yatırımlar yerine, yarım kalmış ve bitirildiğinde hemen üretime ve hizmete geçerek yatırılan sermayeyi geri ödeyecek yatırımlara öncelik verilmesinin daha uygun olacağı inancındayım.
Sevgi ve saygılarımla.
(18.07.2005)

Akşam Gazetesi - ABD, 'büyük oyununu' uygulamaya koymaya başladı  - Türkiye'ye 3.5 ton patlayıcı madde sokuldu!

Türkiye'ye 3.5 ton patlayıcı madde sokuldu!

ABD, "büyük oyununu" uygulamaya koymaya başladı

Şakir Süter

Dün yazımıza nokta koyacağımız saatlerde telefonla bir bilgi ulaştı.
İnanamadık, aynı bilgiyi iki ayrı kaynaktan daha doğrulattık. Dinledikçe hayretimiz artıyordu. Ortada tek bir konu varken, aldığımız bilgiler çeşitlendikçe işin rengi değişiyordu. İlk aldığımız bilgiyi aktaralım önce:

- Türkiye'ye 3.5 ton patlayıcı madde sokuldu!
Çok önemli bir miktar bu; inanılır gibi değil ama bilgi maalesef doğru.
Ve maalesef konu sadece bu kadarla sınırlı değil.

- Bu patlayıcı, Amerikan malı!

- Türk- Irak sınırında Barzani'ye bağlı güçler aşırı biçimde silahlandırıldı.

- Barzani'nin peşmergeleri, "malum uzmanlarca" eğitiliyor. ABD askerleri ile birlikte tam anlamıyla bir "blok" oluşturulmuş vaziyette.

- Türkiye'de yoğun biçimde "sınır ötesi harekat yapalım" propagandası pompalanıyor. Bu tamamen bir Amerikan tezgahı! Birileri bilerek, kimileri de bilmeden bu oyuna geliyorlar.

- Türkiye, sınır ötesi harekat yapmak zorunda kalacağa benziyor.

- Irak'a girersek, PKK'lı veya peşmerge ile değil, büyük ihtimalle ABD askerleri ile savaşmak zorunda kalacağız.

- Bu sırada ciddi kayıplarımız da olabilir. Çünkü Kuzey Irak, tam anlamıyla 'silah deposuna' dönüşmüş bulunuyor.

- Şu anda Türkiye'deki terörün İmralı ile hiç ilgisi yok; tamamen ABD güdümlü terörle karşı karşıyayız.

TÜRKİYE'DEN TOPRAK

Bu bilgileri aktardıktan sonra konunun "nedenine, niçinine" geliyoruz.

Bu konuda iletilen bilgiler de şöyle:

- Amerika, yıllardır vazgeçmediği "Kürt Özerk Devleti" projesini uygulamaya koymak için uygun bir zemin bulduğuna inanıyor.

- Talabani'nin Irak Cumhurbaşkanı seçilmesinden çok, Barzani'nin Kuzey Irak'ta kalması, projenin daha sağlıklı biçimde uygulanması için özel bir tercih.

- Şu anda terörün Çukurca'da yoğunlaşması da, o bölgenin Kürdistan'a bırakılması için "üs" gibi seçilmiş olmasından kaynaklanıyor.

- Daha Türkçesi, Sünni Kürtler'den oluşturulacak "Kürt Özerk Devleti" için Türkiye'den toprak talep ediliyor! Türkiye buna mecbur bırakılmak isteniyor.

- Yapay terör eylemleri, son derece modern silahlarla güçlendirilmiş peşmergeler... "Sözde PKK eylemleri..." Ve Türk ordusunun sınır ötesi harekat yapmaya zorlanması... Hepsi, bu ABD planının parçaları.

- ABD, Türkiye'ye dönüp şunları söylemeye hazırlanıyor:

1 - Karşılıklı itiş-kakış yaşanıyor. Sizden de, Irak kesiminden de can kayıpları oluyor. PKK teröründen de kurtulamıyorsunuz.

2 - Gelin, Türkiye olarak "Bağımsız" değil, "Kürt Özerk Devlet" nin kurulmasına yardımcı olun.

3 - Böylece sizin de kontrolünüzdeki yeni devlet sayesinde huzura kavuşun, PKK terörü de sona erdirilmiş olsun, bölgeye huzur gelsin.

AÇIK TALEP, KİRLİ PLAN

Yukarıda yazdıklarımızın bir bölümü, olayları yakından izleyenler için 'yeni' değil.
Yeni olan, yıllardır söylenenlerin 'icraata' geçirilmesi için somut adımların atılmaya başlanmış olması.
Kaldı ki...
ABD bu projesini açıktan açığa deklare etmese de, kapalı kapılar ardında dillendiriyordu.

Yaklaşık 10 yıl önce dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na bu projelerini iletmiş ve şu karşılığı almışlardı:

- Ben, bir koalisyon hükümeti olarak 'Kürt Özerk Devleti'nin kurulmasına öncülük edemem. Muhalefet de bu işin içinde yer alırsa; belki...

Aynı ABD yetkilileri, dönemin ana muhalefet partisi liderine de bu önerilerini iletmiş ve ondan da şu karşılığı almışlardı:

- Buna ben evet diyemem. Hükümet de diyemez. Türkiye'de orduyu ve kamuoyunu böylesi bir projeye ikna edebilmeyi de mümkün görmüyorum.
10 yıl önce "uykuya" yatırıldığı zannedilen ABD projesi, bugün uygulanmaya çalışılıyor.
Hem de son derece kirli bir tezgah kurularak...

"Uluslarası terörle mücadele" adına Irak'a giren ABD, Türk insanlarının canları pahasına "Kürt Özerk Devleti" kurulması için "bölgesel terör" estirmekten geri durmuyor.
Pekiyi, bütün bunlar gerçekleşebilir mi? Bilemiyoruz.
Ve bizce sorun..
ABD'nin ne yapacağından çok, böylesi bir durum karşısında Türkiye'nin nasıl bir tavır alacağına bağlı.
Özetle Ankara...
Hem dışarıdan hem içeriden 'büyük gözaltında' tutuluyor.


İpin ucu

Kerkük, 'Kürdistan' haritasına alınmış.
Tevazu gösterilmiş...
Bağdat'ı unutmuşlar!..
Gidişat!

"..Hayatımda bunu da yaptım. Baktım, uçakla tarlada gidiyoruz."
Tayyip Erdoğan - Başbakan.
....
Akşam Gazetesi - 23.07.2005

ABD'den bebek katillerine yani teröristlere destek

Tercüman Gazetesi - Kerkük'te ABD destekli PKK bürosu açıldı

Kerkük'te ABD destekli PKK bürosu açıldı

Türkiye, teröristlere karşı sınırötesi operasyonu tartışırken, PKK, ABD kontrolündeki Kerkük'te büro açıp flama astı. PKK ile mücadele sözü veren ABD, kılını bile kıpırdatmadı.

PKK Kerkük'te büro açtı

Türkiye K. Irak'ta teröristlere karşı operasyon yapmayı tartışırken PKK, ABD kontrolündeki Kerkük'te büro açıp, örgüt flaması astı

Türkiye'nin Kuzey Irak'a muhtemel bir sınır ötesi operasyonu tartışılırken, terör örgütü PKK, ABD'nin kontrolündeki Irak'ta Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Kerkük kentinde büro açarak, örgütü ve sözde "demokratik konfederalizm"i simgeleyen flamalar astı. Kerkük'ten yayın yapan Türkmeneli Televizyonu, Kerkük'ün merkezinde PKK'lıların büro olarak kullandığı binanın üstünde örgütü simgeleyen flama ile teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın 21 Mart'taki Nevruz sırasında "kuruluşunu ilan ettiği", Türkiye, Irak, İran ve Suriye'deki Kürtleri tek çatı altında toplayan sözde "demokratik konfederalizm"i simgeleyen flamaların yan yana asıldığını görüntüledi. Büyük bir telsiz anteninin de göze çarptığı binaya Amerika ve diğer müttefik güçlerinin hiçbir müdahalede bulunmadığı belirtildi.

TÜRKİYE DİKKATLİ

Türkmeneli televizyonunun haberinde ayrıca, İmralı'da ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkûm edilen Öcalan'ın posterlerinin de Kerkük'teki bazı yerlerde asılı olduğu ifade edildi. Türkmeneli televizyonu, ABD'nin yanı sıra geçici Irak yönetiminin terör örgütleri listesinin ilk sıralarında yer alan PKK'nın bu kadar açık faaliyet göstermesinin Türkiye tarafından dikkatle izlendiğini vurguladı. Irak Başbakanı İbrahim Caferi'nin Ankara'ya yaptığı ziyarette PKK ile mücadele sözü verdiği, ABD'nin de örgütün Kuzey Irak'taki faaliyetlerinin durdurulacağına dair Ankara'ya defalarca teminat verdiği hatırlatıldı.

Tercüman Gazetesi - 1 Ağustos 2005 Pazartesi

Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımadığı sürece müzakerelerin başlaması kabul edilemez.

Dominique de Villepin
Fransa Başbakanı
Milliyet Gazetesi - 05.08.2005

Ntv

The New York Times, dünyanın 13'üncü büyük demir-çelik şirketi olan Ereğli Demir Çelik'te özelleştirmenin Türk ekonomisinin geleceği için zor dönemeç olduğunu yazdı.

NTV - MSNBC - 05 Ağustos 2005

ntv msn nbc

Tavizler olayları körüklüyor !

Daha ne zamana kadar bu gidişe sessiz kalınacak ! Avrupa sevdasıyla ihmal ve ihanet zirveye çıktı ! Terör bir aczin boşluğunda at koşturuyor. Kapkaçcılar, eşkıyalar ve teröristler şehrin göbeğinde eylem yapıyorlar. Bunlara dur deme zamanı geldi ! Cumhurbaşkanımız bu kötü gidişi engellemeli ve ihanetleri durdurmalıdır!

Ayla SONGÜL

KISIR DÖNGÜ VEYA
KENDİ KUYRUĞUNU ISIRAN YILAN

Yakup YURT

Yakup YURT

Satış, satış, satış. Varsa yoksa satış. Evrensel bir saplantı haline geldi. Herkes neyi varsa satıyor.

Peki kime? İşte o pek belli değil. Yani belli ama değil kabilinden. Sermaye şirketlerinde hisse sahibi olan anonim gerçek veya tüzel kişilerle, bunların bir araya gelerek kurdukları çoğunlukla çokuluslu çıkar kumpanyalarına.

Tüm dünya ülkelerindeki varlıklı azınlıklar, dil, din, kültür ve uluslar üstü/ötesi ortaklıklarında birbirine kıyak çekerken; yoksullar da çırpınıyorlar vıyak vıyak. "Adaletin bu mu dünya?"

Ve bütün bunlar nerede oluyor?

Herkesin gözleri önünde, tamamen medyatik bir ortamda, demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü, hoşgörü, dinler ve medeniyetler arası diyalog, çoğulculuk nutukları atılan iki yüzlü dünyamızda.

Hikaye hep aynı.

Globalleşme sürecindeymişiz. Ondan kaçış mümkün değilmiş. Direnmeye çalışırsan marjinal veya dinozor olurmuşsun. Jakobenlikle suçlarlar, statükocu derlermiş, şap gibi yanarmışsın. Yani mevcut durumu koruma gayreti içinde olmak racona uymazmış. Gelişerek değişmek zorundaymışız yani kısacası... Çok okumuş, büyük enteller öyle buyuruyorlar!

Bu acımasız uluslararası rekabet ortamında hata yapma hakkınız ve lüksünüz yok. Yarım başarılar bile başarısızlık sayılıyor. Sistemde af sözcüğüne yer yok. Ya satacaksın, ya satacaksın ona göre. Yoksa... yeniden yapılanmalar, giderek büyüyen işsizler ordusu, ucuz emek ve düşük maliyet adına yaşanan şirket göçleri olur gidersin valla okkanın altına...

Çağımızın ileri teknolojileri öylesine karmaşık bir çelişkinin içine attı ki insanlık alemini, hiç kimse önünü göremiyor. Sadece aptalca büyümekten başka mantık tanımayan uluslararası sermayeden insana saygı, yani bir nevi duygusallık ya da maneviyat bekler hale getirdiler hepimizi.

İnsancıklar lüks tüketim sarmalında kıvranıp duruyorlar. Bir binek otomobil bir Belçikalı ailenin yıllık bütçesinin %13'ünü yutuyor. Arz-talep dengesini yaşatmak adına tüm insani değerler pazarlama (marketing) konusu günümüzde. Tam bir kısır döngü. İşverenler şaşkın, işçiler ve sendikalar çaresiz. Tanınmış üniversitelerin iktisat fakültelerini birincilikle bitirmiş "süper" beyinlerin dilindeki dahiyane bilimsel terminolojiyi bizim köyün çobanı bile ezberledi günümüzde.

Kimse aptal değil. Herkes herşeyin farkında. Elinden oyuncağı veya ağzından emziği alınmış çocuk gibi ağlaşıyor çoğunluk. Herşeyin bir maliyeti olduğunu düşünmüyor narkozlanmış beyinler. Ellerde birer cep telefonu, herkes durmaksızın konuşuyor, her konuda. Sesli, yazılı ve görüntülü olarak. Herkes konuşuyor, ama kimse kimseyi dinlemiyor ve anlamıyor aslında.

Global sistem dedikleri şeyi bir gemiye benzetebiliriz. Arz-talep dengesi tutturulamazsa, yani talep azlığı veya yokluğu sebebiyle (yani işsizlik, züğürtlük, parasızlık, imkansızlık, çaresizlik...) arz tıkanırsa, yani tüketimsizlik nedeniyle üretim elde kalırsa, yani kısacası bu gemi batarsa ne olur? Tayfalar boğulursa, kaptan(lar) boğulmaz mı? Tüketimin ekonomik kalkınmanın ve zenginliğin vazgeçilmez bir ayağı olduğuna itiraz etmiyoruz. Bu satırların yazarı sosyal sistemleri besleyen finans kaynaklarının tüketimden alınan vergilerle sağlandığının bilincinde. Evet ama nereye kadar? "İnceldiği yerden kopsun. Elle gelen düğün bayram. Satmışım anasını ben bu dünyanın. Ölürsem mezarıma gelme istemem..." Teselli edebiyatımız çok zengin ve de tarihinde derinliklerinden gelen kaderciliğimizle çok güzel örtüşüyor.

Evvelden "kemer sıkma" sözü edilirdi, ekonomik kriz dönemlerinde. Şimdi sıkacak kemer kalmadı kimsede. Olanlarda da süs niyetine. O halde "vur patlasın, çal oynasın, çalkala yavrum, çalkala" dönemini yaşatıyor medyamız, sağ olsun. İnsanlar düşünmeye zaman bulamasınlar diye olsa gerek. Kendi kuyruğunu ısıran bir yılana benziyor dünyamız.

Yakup YURT ©
Brüksel, 17 Şubat 2006

Takvimden bir sayfa

"Bizi tarihimizden koparmaya çalışıyorlar"

5 Ağustos 2005 Diyanet Takvimi

5 Ağustos 2005 - Diyanet Takvimi

KAMUOYUNA DAVET

ÇOCUKLARINIZ
"NEDEN ORADA DEĞİLDİN" DİYE
SORMASIN!

Ben 14 Nisan saat 11:00'de Ankara, Tandoğan'dayım ve Ata'nın huzuruna yürüyeceğim.

Ülkeyi yaklaşan kabustan kurtarmak adına yurttaşlık görevimi yapacağım.

Siz ne yapacaksınız?

Yıllar sonra torunlarınıza "Evet oradaydım" diye gururla anlatacak mısınız, yoksa çocuklarınız "Neden orada değildin?" diye sorduklarında başınızı önünüze mi eğeceksiniz?

Ben tehlikenin farkındayım ve 14 Nisanda Tandoğan Meydanında olmayı seçiyorum.

Sizi de bekliyorum.

Prof. Dr. Mehmet NEŞŞAR
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
09 Nisan 2007

OYUN bitince...  Erman Kamasoglu'nun gönderdiği mesajdan alınmıştır - undi 1 août 2005 11:11

Dut yemiş bülbül gibi
bir kenara çekilip susmak varken...

Birilerinin petrol, bor ve uranyum madenlerinin peşinde koştuğu bir sırada, savaşlar ve işgalleri göre göre nasıl oldu da yolunuz bu tarafa düştü?

Ülkemizdeki madenleri işlettirmeyenlerin maskelerinin birer birer düştüğü bir devirde :

Sitemiz "çare" ye hoş geldiniz...

Zuhal TOPRAK

çare